<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rdf:RDF xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#">
<channel rdf:about="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6158">
<title>JADA 2024, Vol 2, No 1</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6158</link>
<description>JADA 2024, Vol 2, No 1 koleksiyonunu içerir.</description>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6168"/>
<rdf:li rdf:resource="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6167"/>
<rdf:li rdf:resource="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6166"/>
<rdf:li rdf:resource="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6165"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-15T12:32:42Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6168">
<title>A review: 7000 years of building structures</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6168</link>
<description>A review: 7000 years of building structures
Arslan Kılınç, Görkem
The purpose of this review article is to examine the changes and developments in structural systems and materials up to the present day through a holistic perspective, considering the societal dynamics of each period. The article includes a literature review and investigates the development of structures through the concepts of "structural system," "construction material," and "structural innovation." In selecting the structures discussed in the article, care has been taken to include those that pioneered new structure types, and/or materials for subsequent structures. The study covers an approximately 7,000-year period from the Neolithic era to the present. Therefore, within this broad time frame, the article provides brief/concise information on the concepts of "structural system," "construction material," and "structural innovation" about the examined structures. In the study, it is observed that until the Industrial Revolution, building construction was carried out using traditional materials and construction techniques. Moreover, faith was a major motivation in pushing the boundaries of construction techniques under the conditions of the time. This motivation changed with the Enlightenment era, as the new thought process resulting from the Industrial Revolution replaced the motivation of "faith" with "building for society" through new technological possibilities. New forms of society brought with them new construction technologies and typologies. This situation persisted until the late 20th century, but it changed with the use of computer technology in design and construction phases. Since then, structural concerns, which had been a significant constraint in building construction, have become less of a priority for designers. From this point of view, the article is structured as follows after the "Introduction" section: "Building for Faith: The Limits of Traditional Materials," "The Machine Age: Building in the Light of Modern Science and Engineering," and "Free from Structural Constraints: The Impact of Computers." In the conclusion, examples are listed according to the concepts of "structural system," "construction material," and "structural innovation," thereby presenting the results of the study.; Bu derleme makalesinin amacı, günümüze kadar olan sürede yapı strüktürlerinin ve strüktür malzemelerinin değişimini ve gelişimini döneminin toplumsal dinamikleriyle birlikte bütüncül bir bakışla incelemek ve strüktürlerin geçmişten günümüze gelişimini bu gelişime etkisi olan etmenlerle birlikte ortaya koymaktır. Makalede literatür araştırması gerçekleştirilmiş; strüktürlerin gelişimi "strüktür türü", "strüktür malzemesi" ve “strüktürel yenilik” kavramları üzerinden incelenmiştir. Makale kapsamında ele alınan yapıların seçiminde kendinden sonra gelecek yapılar için öncü rol oynayan yeni bir yapı tipolojisinin, strüktür türünün ve/veya strüktür malzemesinin öncüsü olan yapıların seçilmesine dikkat edilmiştir. Çalışma neolitik dönemden günümüze yaklaşık 7000 yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Bu sebeple, bu geniş zaman aralığında gerçekleştirilen bu çalışmada ele alınan yapılarda "strüktür türü", "strüktür malzemesi" ve “strüktürel yenilik” kavramlarına ilişkin kısa/öz bilgiler sunulmuştur. Araştırmada, endüstri devrimine kadar olan sürede yapı üretiminin geleneksel malzemeler ve geleneksel yapım sistemleri ile gerçekleştirildiği bununla beraber, inancın dönemin koşullarında yapım tekniklerinin sınırlarının zorlanmasında başlıca motivasyon kaynağı olduğu görülmüştür. Bu motivasyon aydınlanma çağı ile değişmiş, yeni düşünce biçiminin bir sonucu olan endüstri devriminin sağladığı yeni teknolojik olanaklarla “inanç” motivasyonunun yerini “toplum için inşa etmek” almıştır. Yeni toplum biçimleri yeni yapım teknolojilerini ve tipolojilerini de beraberinde getirmiştir. 20. Yy’nin ikinci yarısına kadar süren bu durum bilgisayar teknolojilerinin yapı üretiminde etkin olarak kullanılmasıyla değişmiş, bu dönemden sonra yapı üretiminde bugüne kadar önemli bir kısıt olan strüktürel kaygılar yapı tasarımcıları için öncelikli olmaktan çıkmıştır. Bu noktalardan hareketle makale, “giriş” bölümünden sonra "inanç için inşa etmek: doğal malzemelerin sınırları", "makine çağı: modern bilim ve mühendisliğin ışığında kentler" ve "strüktürel kısıtlardan uzak: bilgisayarın getirdikleri" başlıkları altında yapılandırılmıştır. Makalenin son bölümü olan sonuç bölümünde ele alınan örnekler yine "strüktür türü", "strüktür malzemesi" ve “strüktürel yenilik” kavramları ekseninde görselleştirilerek, çalışmanın sonuçları ortaya koyulmuştur.
</description>
<dc:date>2024-10-31T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6167">
<title>Türk sediri için sürdürülebilir üretim anlayışları ve tasarım örneği</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6167</link>
<description>Türk sediri için sürdürülebilir üretim anlayışları ve tasarım örneği
Aktan, Elif; Boz, Serkan
Mimaride sürdürülebilirlik alanında, sürdürülebilir malzemelerin kullanımı ve geri dönüşüm için önemli sorumluluk tasarımcılara, iç mimarlara, mimarlara ve genel olarak topluma aittir. Ürünlerin sürdürülebilir malzemelerle tasarlanmasına ilişkin süreçler hakkında farkındalık yaratmak hem tasarımcılar hem de kullanıcılar için büyük önem taşımaktadır. Zengin maddi kültürün somut bir örneği olan geleneksel Türk evi, Anadolu’nun çevresel ve kültürel unsurlarını bütünleştirerek kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşımaktadır. Türk kültüründe önemli bir oturma elemanı olan “sedir”, Türk evlerinin genel estetiğinin geliştirilmesinde hayati bir rol oynamaktadır. Anadolu’nun farklı bölgelerindeki iklim koşullarının Türk evi mobilyalarının yapım yöntemlerini ve malzemelerini etkilemesine rağmen, temel özellikleri değişmemiştir. Geleneksel Türk evlerinde ayırt edici bir mobilya öğesi olan sedir, tipik olarak pencere kenarlarına yerleştirilir ve oturma, uzanma, dinlenme, yemek yeme ve depolama gibi çeşitli ihtiyaçlar için çok yönlülük sunmaktadır. Ayrıca, sedirin estetik ve işlevsel özelliklerinin yanı sıra sürdürülebilir malzemelerle tasarlanması gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Kültürel sürdürülebilirlik kavramı, ürünlerin tarihi ve kültürel özelliklerinin korunmasını vurgulayarak bu değerlerin gelecek nesillere aktarılmasına odaklanmaktadır. Sedirin yapımında kullanılan malzemelerin seçiminden üretim yöntemine kadar çeşitli faktörler incelenir ve sürdürülebilir üretim sürecinin önemi vurgulanır. Her üretim yönteminin avantajları ve sedirin istenen özellikleri arasında denge sağlamak için dikkatli bir değerlendirme gerekliliği belirtilir. Bu çalışmada sürdürülebilirlik kavramı ekolojik ve kültürel sürdürülebilirlik başlıkları altında irdelenerek geleneksel Türk sedirinin sürdürülebilir malzemelerle yeniden tasarımı ve üretim süreci incelenmiştir. Geleneksel üretim, enjeksiyon kalıp sistemi ile üretim ve üç boyutlu yazıcı ile üretim yöntemlerinin avantaj ve dezavantajları ekolojik sürdürülebilirlik de göz önünde bulundurularak karşılaştırılmıştır. Ekonomiklik, sürdürülebilirlik açışından yapılan karşılaştırmalar sonucunda seri üretim için en ideal yöntemin enjeksiyon kalıp sistemi olduğu, düşük adetli üretimlerde ve prototip üretimlerinde ise üç boyutlu yazıcı ile üretimin de uygun olacağı tespit edilmiştir.; In the field of sustainability in architecture, designers, interior designers, architects, architects and society in general bear significant responsibility for the use of sustainable materials and recycling. Raising awareness about the processes involved in designing products with sustainable materials is of great importance for both designers and users. The traditional Turkish house, which is a concrete example of rich material culture, is of great importance in terms of preserving and transferring cultural heritage to future generations by integrating the environmental and cultural elements of Anatolia. The "sedir", an important seating element in Turkish culture, plays a vital role in enhancing the overall aesthetics of Turkish homes. Although the climatic conditions in different regions of Anatolia have affected the construction methods and materials of Turkish house furniture, its basic features have not changed. A distinctive piece of furniture in traditional Turkish homes, the sedir is typically placed on windowsills and offers versatility for various activities such as sitting, lounging, resting and dining. In this study, the concept of sustainability is analyzed under the headings of ecological and cultural sustainability, and the redesign and production process of traditional Turkish Sedir with sustainable materials is examined. The advantages and disadvantages of traditional production, injection molding production and 3D printing production methods were compared, taking into account ecological sustainability. As a result of the comparisons made in terms of economy and sustainability, it has been determined that the most ideal method for mass production is the injection molding system, and that production with a 3D printer will also be suitable for low quantity production and prototype production.
</description>
<dc:date>2024-10-31T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6166">
<title>Atmosphere of place: a look at Olafur Eliasson’s art through Peter Zumthor’s principles</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6166</link>
<description>Atmosphere of place: a look at Olafur Eliasson’s art through Peter Zumthor’s principles
Özer, İpek
The atmosphere of a space has a multilayered structure and it is related to experience, interaction between body and space and senses. Experiencing the space is crucial for perceiving the atmosphere. Additionally, when the experience appeal to multiple senses—such as touch, hearing, and smell, rather than just sight— it became enriched. Given this, it can be said that a multisensory experience is necessary for a holistic perception of a space’s atmosphere. The main aim of this study is to understand the concept of atmosphere in architecture and to explore how it can be created. The study first discusses the concepts of space, experience, relationship with senses and atmosphere. Then, nine principles defined by architect Peter Zumthor, who focuses extensively on the concept of atmosphere were examined. Since atmosphere is an abstract concept, Zumthor’s nine principles contribute to a more concrete understanding of the elements that create atmosphere. Following this, the study analyzes the atmosphere in three works by artist Olafur Eliasson: “The Weather Project,” “Din Blinde Passenger,” and “Reality Projector,” by using Zumthor’s insights. This analysis identifies the elements contributing to the creation of atmosphere and highlights the importance of multisensory experience.; Mekanın atmosferi çok katmanlı bir yapıya sahip olmakla birlikte deneyim, beden ve mekan arasında kurulan etkileşim ve duyularla da ilişki içerisindedir. Atmosferin algılanması için mekanın deneyimlenmesi büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca yaşanan deneyimin sadece görme odaklı değil; dokunma, işitme ve koku alma gibi birçok duyuya da hitap eder halde olması deneyimi zenginleştirmektedir. Bu durum göz önüne alındığında mekan atmosferinin bütüncül bir şekilde algılanmasında çok duyulu bir deneyimin gerekli olduğu söylenebilir. Bu çalışmanın temel amacı, mimaride atmosfer kavramını anlamak ve atmosferin nasıl oluşturulabileceğini incelemektir. Çalışmada öncelikle mekan, deneyim, duyularla kurulan ilişki ve atmosfer kavramlarından bahsedildikten sonra atmosfer kavramı üzerinde çokça duran mimar Peter Zumthor tarafından belirlemiş dokuz prensip incelenmiştir. Atmosferin soyut bir kavram olması nedeniyle Zumthor’un dokuz ilkesi atmosferi oluşturan unsurların daha somut bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Çalışmanın devamında Zumthor'un anlayışından yararlanarak, sanatçı Olafur Eliasson’ın “The Weather Project”, “Din Blinde Passenger” ve “Reality Projector” isimli üç eserindeki atmosfer analiz edilmiştir. Bu şekilde atmosferin oluşum sürecine katkıda bulunan unsurlar belirlenmiş ve çok duyulu deneyimin önemi ortaya konmuştur.
</description>
<dc:date>2024-10-31T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6165">
<title>Play, theories of play, and self-determination: an integrated perspective on playgrounds</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/6165</link>
<description>Play, theories of play, and self-determination: an integrated perspective on playgrounds
Sağocak, Güniz; Demirbaş, Güler Ufuk
Play is crucial for child development and enhances emotional, cognitive, social, creative, and physical growth. Playgrounds represent one of the most vital environments for facilitating these developmental processes. Recent design developments have started incorporating psychological theories to meet children's needs. Playgrounds represent one of the most fundamental environmental settings facilitating such developmental processes. Recent advancements in playground design have rarely incorporated psychological theories to cater to the needs of children. This paper examines the potential for applying self-determination theory to the design of playgrounds. Also, this paper considers how the principles of play, as outlined by Huizinga, Sutton-Smith, Caillois, and Bateson, can be applied to create an enriching and supportive environment. The paper points out what is unique about the characteristics and functions of play and further indicates a requirement for various play experiences. The paper also examines the explicit application of self-determination theory (SDT) in playground design, emphasizing how its features can foster autonomous decision-making and skill development. The paper concludes by outlining the potential advantages of SDT-based playground designs. Further research will be required to find an optimal design that promotes all aspects of play. By understanding and considering the various aspects of play, it is possible to design playgrounds that encourage children's growth and well-being, as these provide the foundation for healthy and happy childhoods.; Oyun, çocuk gelişimi için son derece önemlidir ve duygusal, bilişsel, sosyal, yaratıcı ve fiziksel büyümeyi geliştirir. Oyun alanları, bu gelişimsel süreçleri kolaylaştırmak için en gerekli çevrelerden birini temsil eder. Son yıllardaki tasarım gelişmeleri, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için psikolojik teorileri birleştirmeye başlamıştır. Oyun alanları, bu tür gelişimsel süreçleri kolaylaştıran en temel çevresel ortamlardan birini temsil eder. Oyun alanı tasarımındaki son gelişmeler, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için nadiren psikolojik teorileri de içermektedir. Bu makale, kendi kaderini tayin teorisinin oyun alanlarının tasarımına uygulanma potansiyelini incelemektedir. Ayrıca, Huizinga, SuttonSmith, Caillois ve Bateson tarafından özetlenen oyun ilkelerinin zenginleştirici ve destekleyici bir ortam yaratmak için nasıl uygulanabileceği de ele alınmaktadır. Makale, oyunun özellikleri ve işlevleri hakkında benzersiz olan şeylere işaret etmekte ve ayrıca çeşitli oyun deneyimlerinin gerekliliğine işaret etmektedir. Makale ayrıca, öz-belirleme teorisinin (SDT) oyun alanı tasarımında açık bir şekilde uygulanmasını incelemekte ve özelliklerinin özerk karar verme ve beceri gelişimini nasıl teşvik edebileceğini vurgulamaktadır. Makale, SDT temelli oyun alanı tasarımlarının potansiyel avantajlarını özetleyerek sona ermektedir. Oyunun tüm yönlerini destekleyen en uygun tasarımı bulmak için daha fazla araştırma yapılması gerekecektir. Oyunun çeşitli yönlerini anlayarak ve dikkate alarak, çocukların büyümesini ve refahını teşvik eden oyun alanları tasarlamak mümkündür, çünkü bunlar sağlıklı ve mutlu çocuklukların temelini oluşturur.
Bu makale Çankaya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tasarım Doktora Programında yazılan “Çocuklar için tasarımdan çocuklarla tasarıma: çocukların oyun alanı tasarımı üzerindeki etkisi” başlıklı doktora tezinden üretilmiştir.
</description>
<dc:date>2024-10-31T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
