<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>Işık University Journal of Art, Design and Architecture</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/5446</link>
<description>Işık University Journal of Art, Design and Architecture Dergisine ait koleksiyonları listeler.</description>
<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:04:01 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-07-28T14:04:01Z</dc:date>
<item>
<title>İç mimarlıkta yaz okulu stüdyosu: Çeşme yat limanı proje dersi üzerinden süreç ve öğrenci çıktıları</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7339</link>
<description>İç mimarlıkta yaz okulu stüdyosu: Çeşme yat limanı proje dersi üzerinden süreç ve öğrenci çıktıları
Aktan, Elif
Bu çalışma, iç mimarlık eğitiminde stüdyo ortamının yaz okulunda nasıl işlediğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, bir vakıf üniversitesinde gerçekleştirilen Çeşme Marina proje dersi yaz okuluna katılan 13 ikinci sınıf öğrencisinin süreçlerini; yapılandırılmış gözlemler, yarı yapılandırılmış görüşmeler (N=13) ve proje çıktı analizleri aracılığıyla incelemiştir. Elde edilen veriler analiz yöntemleriyle çözümlenmiş ve öğrencilerin süreç içi odaklanma ve görsel temsil (3B modelleme, pafta) yetkinliklerinde gelişme gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca yaz okulunun sık aralıklı eleştiri oturumları ve yoğunlaştırılmış program yapısının öğrencilerin tasarım kararlarını hızlandırdığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular, yaz okulu stüdyo formatının içerik ve uygulama açısından iç mimarlık eğitimine stratejik bir katkı sunduğunu göstermektedir. Çalışmanın sınırlılığı tek bir vaka incelemesi ve küçük örneklem olmasından kaynaklanmakta olup, daha genellenebilir sonuçlar için karşılaştırmalı ve nicel çalışmalara ihtiyaç vardır.; This study aims to evaluate how studio-based pedagogy in interior architecture education operates within the context of a summer school. The research examines the processes of 13 second-year students who participated in the Çeşme Marina design studio conducted during a summer school at a foundation university. Data were collected through structured observations, semi-structured interviews (N=13), and analysis of project outputs. The collected data were analyzed, revealing that students showed improvement in their process-oriented focus and visual representation skills, including 3D modeling and presentation boards. In addition, the frequent critique sessions and the intensive structure of the summer school program were observed to accelerate students’ design decision-making processes. These findings indicate that the summer studio format provides a strategic contribution to interior architecture education in terms of both content and practice. However, the study is limited by its single case study design and small sample size, suggesting that further comparative and quantitative studies are needed to achieve more generalizable results.
</description>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7339</guid>
<dc:date>2026-07-23T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Afet sonrası geçici barınma birimlerinde döngüsel tasarım</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7338</link>
<description>Afet sonrası geçici barınma birimlerinde döngüsel tasarım
Çevik, Başak
Afetler sonrası barınma ihtiyacını karşılamak üzere hızla üretilen geçici yapılar, çoğu zaman sınırlı ömürlü, enerji verimsiz ve atık üreten sistemler olarak kalmakta; böylece çevresel sürdürülebilirlik, ekonomik verimlilik ve sosyal uyum hedeflerini tam olarak karşılayamamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, afet sonrası alanlarda geçici barınma birimlerinin yalnızca kısa süreli çözümlerinin değil, kaynak döngüsünü koruyan, yeniden kullanılabilir ve uzun ömürlü sistemlerle ele alınan döngüsel tasarım ilkelerinin uygulanabilirliğinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, yapıların yaşam döngüsü boyunca çevresel yüklerini minimize eden stratejik müdahaleler kuramsal bir çerçevede tartışılmıştır. Çalışmada, afet sonrası geçici barınma yaklaşımlarının mevcut durumu, bu sistemlerdeki çevresel sorunlar ve döngüsel tasarımın bu sorunlara getirebileceği alternatif çözümler incelenmiş; modüler sistemler, malzeme bankaları, esnek tasarım rehberleri ile yenilenebilir enerji ve su döngüsü entegrasyonu odak noktalarını oluşturmuştur. Bu kapsamda, uluslararası örneklerden Shigeru Ban’ın “Paper Log House”u, IKEA Foundation’ın “Better Shelter” projesi gibi projeler incelenmiş, bu projelerin Türkiye bağlamındaki uygulanabilirliği değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; ilgili literatür doğrultusunda örnek olay analizi ve karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri kullanılmış, afet sonrası mimari uygulamalarda döngüsel tasarımın sistematik dönüşüm alanları incelenmiş, yapısal ve malzeme odaklı yaklaşımlar, enerji, su ve toplumsal etkileşim döngülerine odaklanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, sökülebilir ve dönüştürülebilir yapı sistemlerinin kentsel dayanıklılık üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, karşılaştırmalı analizler sonucunda afet sonrası geçici barınma birimlerinde ‘Dinamik Barınma Döngüsü’ (Dynamic Shelter Cycle) olarak adlandırılan döngüsel tasarım temelli bir model önerisi geliştirilmiştir. Bu model, barınma birimlerinin lojistik, kullanım ve afet sonrası dönüşüm evrelerini kapsayan bütüncül bir yol haritası sunarak, geçici müdahalelerin sürdürülebilir projelere dönüştürülmesini tartışmaktadır. Elde edilen model, tasarımcılar ve karar vericiler için kaynak verimliliğine dayalı bütüncül bir yol haritası sunmaktadır.; Post-disaster temporary housing units, rapidly produced to meet urgent sheltering needs, often persist as short-lived, energy-inefficient, and waste-generating systems. Consequently, they fail to fully align with the objectives of environmental sustainability, economic efficiency, and social cohesion. In this context, the study aims to examine the applicability of circular design principles, treating temporary housing not merely as ephemeral solutions but as reusable, long-lasting systems that preserve resource loops. Accordingly, strategic interventions designed to minimize environmental burdens throughout the building life cycle are discussed within a theoretical framework. The research investigates the current state of post-disaster temporary housing, the inherent environmental challenges, and the alternative solutions offered by circular design; focusing on modular systems, material banks, flexible design guidelines, and the integration of renewable energy and water cycles. Within this scope, international precedents such as Shigeru Ban’s “Paper Log House” and the IKEA Foundation’s “Better Shelter” project are analyzed, and their applicability within the Turkish context is evaluated. Adopting a qualitative research methodology, the study employs case study analysis and comparative evaluation techniques based on pertinent literature. It scrutinizes the systematic transformation areas of circular design in post-disaster architectural practices, concentrating on structural and material-oriented approaches as well as energy, water, and social interaction cycles. The data derived from the research underscores the significant impact of demountable and transformable building systems on urban resilience. In this framework, based on the comparative analysis, a circular design-based model titled ‘Dynamic Shelter Cycle’ has been developed for post-disaster housing units. The proposed model provides a holistic roadmap based on resource efficiency by managing the logistical, operational, and post-disaster transformation phases of the units, offering strategic guidance for both designers and policy-makers.
</description>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7338</guid>
<dc:date>2026-07-23T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Yapı malzemeleri için dijital ürün pasaportu uygulaması ve mimarlıktaki geleceği</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7337</link>
<description>Yapı malzemeleri için dijital ürün pasaportu uygulaması ve mimarlıktaki geleceği
Erdoğan, Aylin
Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel enerji kaynaklı karbondioksit (CO₂) emisyonlarının yaklaşık %37’si inşaat sektöründen kaynaklanmaktadır. IAE, sektörün 2050 yılına kadar karbon nötrlüğe ulaşabilmesi için 2030 yılına kadar “tüm yeni binaların ve mevcut binaların %20’sinin sıfır karbonlu olması” çağrısında bulunmaktadır. Bunun için ise mevcut doğrusal ekonomi modelinden, daha sürdürülebilir ve çevre dostu olan döngüsel ekonomi modeline geçilmesi gerekmektedir. Döngüsel bir model için, malzemelerin ve kaynakların doğru kullanımı ve malzemelerin kullanım sonrasında döngüye dahil ediliyor olması önem arz etmektedir. Malzemelerin yaşam döngüsü boyunca izlenmesini güvenilir bir şekilde doğrulanmasını sağlayan Dijital Ürün Pasaportu sistemi ile malzemelerin döngüye dahil edilmesi hedeflenmektedir. Avrupa Birliğinin 2024 yılı itibariyle uygulamaya aldığı Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Direktifi (ESPR- Eco-design for Sustainable Products Regulation), birçok sektör için gelecekte Dijital Ürün Pasaportu’nun zorunlu olacağına işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı, ESPR direktifini irdelemek, Dijital Ürün Pasaportu’nun yapı malzemeleri sektöründeki kullanım örneklerini araştırmak ve malzeme pasaportunun kullanımının etkilerini ve gelecek perspektifini ortaya koymaktır. Ayrıca bu irdelemeler ışığında, Türkiye’nin bu sistemden nasıl etkilenebileceği sorgulanmıştır. Çalışma sonucunda, Dijital Ürün Pasaportu’nun, yapı malzemeleri sektöründe sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasında önemli bir araç olduğu ve malzeme döngüselliğini artırarak kaynak verimliliğini desteklediği görülmüştür. Türkiye’nin bu dönüşüme uyum sağlayabilmesi için, sektörel altyapıların geliştirilmesi, çevresel veri toplama ve yönetim sistemlerinin kurulması, aynı zamanda uluslararası standartlara uyum sağlayacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi kritik öneme sahiptir.; According to the International Energy Agency (IEA), around 37% of global energy-related carbon dioxide (CO₂) emissions come from the construction sector. To achieve carbon neutrality by 2050, the IEA calls for “all new buildings and 20% of existing buildings to be zero-carbon” by 2030. This requires a shift from the current linear economy model to a more sustainable and environmentally friendly circular economy. In a circular model, it is essential that materials are used efficiently and reintegrated into the cycle after use. The Digital Product Passport (DPP) system aims to enable this by providing reliable verification of materials throughout their life cycle. The Eco-design for Sustainable Products Regulation (ESPR), introduced by the European Union in 2024, indicates that DPP will become mandatory across many sectors. This study aims to examine the ESPR directive, explore the use of DPP in the building materials sector, and assess its impacts and future potential. Considering these investigations, the study also considers how Türkiye might be affected by this system. The findings show that DPP is a key tool for achieving sustainability goals in the building materials sector, supporting resource efficiency and material circularity. For Türkiye to adapt to this transformation, it is crucial to develop sectoral infrastructure, establish systems for environmental data collection and management, and implement legal regulations aligned with international standards.
</description>
<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7337</guid>
<dc:date>2026-07-23T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Kokudan renge marka kimliğinin mekânsal temsili Atelier Rebul Londra mağazası örneği</title>
<link>http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7222</link>
<description>Kokudan renge marka kimliğinin mekânsal temsili Atelier Rebul Londra mağazası örneği
Karagöz, Yasin
Perakende mekânlarında renk kullanımı estetik tercihler olmanın ötesinde, markanın kökeni, kültürü, hedef kitlesi ve ürün kimliğiyle ilişkili stratejik seçimler olarak değerlendirilmektedir. Renk tercihi, tasarım kararlarından biri olsa da markanın kullanıcıya sunduğu deneyimi güçlendiren ve markanın kimliğini mekânsal düzlemde görünür kılan bir iletişim aracı niteliği taşımaktadır. İç mekânda renk seçimi için sınırsız çeşitlilikte renk alternatifine sahip olunması nedeniyle projenin renk kararlarını marka ya da ürün ile ilişkilendirmek renk seçeneklerindeki sınırsız ihtimali azaltan, şekillendiren ve yönlendiren önemli bir referans olmaktadır. Atelier Rebul, 1895 yılında Kemal Müderrisoğlu ve Jean Cesar Reboul tarafından İstanbul’da bir eczane olarak kurulmuştur. Marka, 125 yılı aşan geçmişi boyunca geliştirdiği koku ve botanik uzmanlığını günümüzde parfüm ve kişisel bakım ürünleri üreten uluslararası bir perakende markasına dönüştürmüştür. Bu doğrultuda çalışmada, bir parfüm markasının koku deneyimini renk üzerinden nasıl mekânsal bir dile dönüştürdüğünün incelenmesi ve rengin konsept tasarım sürecindeki belirleyici rolünün ortaya konulması amaçlanmaktadır. Çalışmada, Atelier Rebul markasının Londra mağazası örneklem olarak ele alınarak, markanın konsept tasarım sürecinde renk kararlarının nasıl şekillendiği incelenmektedir. Konsept tasarımında; kahverengi renk paleti ile markanın tarihi, eczacı ve botanik kimliği, yeşil ve bej renk paleti ile de mağazanın bulunduğu bölge çevresel uyum bağlamında vurgulanmıştır. Çalışma kapsamında, renk tercihi, marka kimliği, marka ihtiyaçları ve hedefleri ortaya konmaktadır. Tasarım sürecinde önemli bir yönlendirici unsur olan renk, bu araştırmada bağımsız bir tema olarak ele alınmaktadır. Araştırmada, Atelier Rebul projesinin tasarım sürecine doğrudan katkı sunan bir tasarımcının deneyimi ile katkı sunulmaktadır. Bu çerçevede çalışmada, nitel araştırma yöntemleri kullanılmış; fiziksel ve dijital ortamda yayımlanmış dokümanlar taranmış, elde edilen veriler proje sürecine ait üç boyutlu çizimler, uygulama çizimleri ve konsept eskizleri ile karşılaştırmalı biçimde analiz edilmiştir. Bu çerçevede, mekân temsilinde renk kullanımının markanın köklü mirasına vurgu yapması açısından önemli olduğu tespit edilmiştir.; In retail spaces, the use of color is evaluated not merely as an aesthetic preference but as a strategic decision closely related to a brand’s origins, culture, target audience, and product identity. Although color choice constitutes one of the design decisions, it functions as a communication tool that enhances the user experience and makes the brand identity visible within the spatial context. Given the limitless range of color alternatives available in interior design, associating color decisions with the brand or the product serves as a crucial reference that reduces, shapes, and directs this boundless spectrum of possibilities. This study explores how a perfume brand uses color to turn its olfactory experience into a spatial design. It also aims to show how crucial color is in defining the overall brand concept during the design process. Atelier Rebul was founded in 1895 in Istanbul as a pharmacy by Kemal Müderrisoğlu and Jean Cesar Reboul. Throughout its more than 125-year history, the brand has transformed its accumulated expertise in fragrance and botany into an international retail identity producing perfumes and personal care products. The London store of the Atelier Rebul brand is analyzed as a primary case study, and the manner in which color decisions are shaped during the brand’s concept design process is analyzed. In the concept design, a brown color palette is used to emphasize the brand’s historical background and its pharmaceutical and botanical identity, while green and beige palettes are employed to establish environmental harmony with the store’s surrounding context. The study addresses color preference in relation to brand identity, brand needs, and brand objectives. As a significant guiding element in the design process, color is examined as an independent theme in this research. The study is informed by the professional experience of a designer who directly contributed to the design process of the Atelier Rebul project. Accordingly, qualitative research methods are employed; documents published in both physical and digital media are reviewed, and the obtained data are comparatively analyzed alongside three-dimensional drawings, construction drawings, and concept sketches produced during the design process. The findings show that color plays a key role in reflecting the brand’s history through its spatial design.
</description>
<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://belgelik.isikun.edu.tr/xmlui/handleiubelgelik/7222</guid>
<dc:date>2026-03-26T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</channel>
</rss>
